“Yazarlık, Piyasa Baskısı ve Bağımlılık: Stephen King Misery İncelemesi”

Stephen King’in kült eseri Misery, ilk bakışta "saplantılı bir hayranın esir aldığı yazar" temasını işleyen tipik bir gerilim metni gibi görünse de, yazarın kendi içsel dünyasında ve anlatımında metnin damarlarına işleyen iki devasa gerilim hattı mevcuttur. Bunlardan ilki, King’in 1980’lerin ortasında alkol ve kokain kullanımıyla giderek derinleşen, hayatını tehdit eden bağımlılık krizidir. İkincisi ise, popüler kültürün yarattığı "okur beklentisi" ile…

“Yazarlık, Piyasa Baskısı ve Bağımlılık: Stephen King Misery İncelemesi” için yorumlar kapalı

“Corleone İmparatorluğu: The Godfather II’de Roma Hukuku ve İntihar Ritüelleri”

Francis Ford Coppola’nın başyapıtı The Godfather Part II, yüzeyde bir Amerikan suç ailesinin yükseliş ve çöküş hikayesi gibi görünse de, özünde Shakespeareyen bir trajedi ve modern bir Roma İmparatorluğu alegorisidir. Film boyunca güç, ihanet ve sadakat kavramları işlenirken, serinin belki de en sessiz ama en tüyler ürpertici sahnesi, bu imparatorluk benzetmesinin ete kemiğe büründüğü andır: Tom Hagen ve Frankie Pentangeli’nin,…

“Corleone İmparatorluğu: The Godfather II’de Roma Hukuku ve İntihar Ritüelleri” için yorumlar kapalı

“Denize Yazılmış Bir Aşk Mektubu : Luc Besson Le Grand Bleu İncelemesi”

Luc Besson’un filmografisini tamamlamaya çalıştığım bu yolculukta sıra sonunda Le Grand Bleu’ya geldi ve buna gerçekten sevindim. Bu noktaya kadar Besson’u, kendi zevklerim açısından, ortalama bir yönetmen olarak görüyordum. Léon’u henüz izlemedim ve açıkçası onu izlediğimde fikrimin değişebileceğini de düşünüyorum. Ancak şunu net bir şekilde söyleyebilirim: bu filmle birlikte her şey değişti. Kariyerinin erken döneminde çekilmiş olmasına rağmen son derece…

“Denize Yazılmış Bir Aşk Mektubu : Luc Besson Le Grand Bleu İncelemesi” için yorumlar kapalı

“Tanrısız Bir Doğa: Werner Herzog Grizzly Man İncelemesi”

Sinemanın bana göre en büyüleyici yanı, kameranın bir insanın zihninin içini gösterebilmesidir. Bazen bu, bir karakterin gözyaşında, bazen doğanın sessizliğinde, bazen de hiçbir kelimenin söylenmediği bir sahnede kendini belli eder. Bazı yönetmenler, bu sınırı bir gözlemci olarak aşmadan gösterir; bazıları ise oraya bizzat girer, kendi varlığını da anlatının parçası haline getirir. Werner Herzog tam da bu ikinci türdendir. Onun filmleri…

“Tanrısız Bir Doğa: Werner Herzog Grizzly Man İncelemesi” için yorumlar kapalı

“Korku Sineması Tarihine Giriş, Korku Nedir?”

Korku gerçektir. Yüzleşmek zorunda olduğumuz çıplak hakikattir; karşında dişlerini sıkarak bıçağını kaldırmış bir katil, yerde yatan ölü eş, aynadaki sarkmış et, topun peşinden koşarken kamyonu fark etmeyen bir çocuk, kulağından çıkan bir böcek, ya da iktidarı ele geçirmiş Naziler… Korku, olur. Olanın kendisidir. Peki “korku” ile “dehşet” arasındaki fark nedir? Önce dehşet (terror) gelir—gerilim, beklenti, en kötü ihtimale açık bir…

“Korku Sineması Tarihine Giriş, Korku Nedir?” için yorumlar kapalı

“Tabloların Ardındaki Gizem: Sanat Tarihine Damga Vuran Şifreler”

İnsan, varoluşunu anlamlandırma çabasında en derin izleri sanata kazır. Bir mağara duvarına çizilmiş hayvan silüetinden, Rönesans fresklerinde saklı anatomik metaforlara kadar sanat, yalnızca estetik bir anlatım değil; aynı zamanda bilinçaltının, kültürün, bilginin ve sezginin birleşimidir. Görünür olanın ardında gizlenmiş bir niyet, bir çağrı, bir sızı vardır. Bazen bir ressam, kendi kimliğini eserine gölge gibi iliştirir; bazen bir heykeltıraş, zamana karşı…

“Tabloların Ardındaki Gizem: Sanat Tarihine Damga Vuran Şifreler” için yorumlar kapalı

“Zdzisław Beksiński: Karanlığın ve Rüyaların Ressamı”

Sanat, insanın iç dünyasını, hayallerini ve korkularını yansıtmanın en güçlü yollarından biridir. Tarih boyunca birçok sanatçı, güzelliği ve estetiği ön plana çıkararak eserler üretmiş olsa da, bazıları sanatın daha derin ve karanlık yönlerini keşfetmeyi tercih etmiştir. Zdzisław Beksiński, işte bu ikinci grupta yer alan, sanat dünyasında benzersiz bir yere sahip bir ressamdı. Polonyalı sanatçı Beksiński, sürrealist, distopik ve gotik öğelerle…

“Zdzisław Beksiński: Karanlığın ve Rüyaların Ressamı” için yorumlar kapalı