You are currently viewing “Sinema Sevdalısı Bir Diktatör: Kim Jong-il’in Film Tutkusu”
<span class="bsf-rt-reading-time"><span class="bsf-rt-display-label" prefix="Okuma Süresi"></span> <span class="bsf-rt-display-time" reading_time="10"></span> <span class="bsf-rt-display-postfix" postfix="Dakika"></span></span><!-- .bsf-rt-reading-time -->

“Sinema Sevdalısı Bir Diktatör: Kim Jong-il’in Film Tutkusu”

Sinema, birçok insan için bir eğlence ve sanat biçimi olabilir, ancak Kuzey Kore’nin eski lideri Kim Jong-il için çok daha fazlasıydı. O, sinemayı yalnızca bir sanat dalı olarak değil, halkı yönlendiren, ideolojileri güçlendiren ve hatta devletin temel yapı taşlarından biri haline gelen bir propaganda aracı olarak gördü. Kim Jong-il’in sinemaya olan ilgisi genç yaşlarından itibaren başladı ve zamanla onun yönetim anlayışının ayrılmaz bir parçası haline geldi.

Hollywood aksiyon filmlerinden Japon animelerine kadar geniş bir film yelpazesine ilgi duyan Kim Jong-il, binlerce filmden oluşan devasa bir koleksiyon oluşturmuştu. Ancak onun sinema tutkusu yalnızca izlemekle sınırlı kalmadı; Kuzey Kore’de film sektörünü bizzat yönetti, propaganda filmlerinin yapımına öncülük etti ve hatta Güney Koreli ünlü yönetmen Shin Sang-ok ile aktris Choi Eun-hee’yi kaçırarak sinema endüstrisini güçlendirmeye çalıştı.

Bu yazıda, Kim Jong-il’in sinemaya olan ilgisini, favori filmlerini, Kuzey Kore’deki sinema endüstrisini nasıl şekillendirdiğini ve sinemayı bir propaganda aracı olarak nasıl kullandığını inceleyeceğiz. Ayrıca, sinema tutkusunun onu nasıl sıra dışı ve kimi zaman korkutucu kararlar almaya ittiğini de göreceğiz.

Sinemaya Olan Tutkusu

Kim Jong-il’in sinemaya ilgisi genç yaşlarda başladı. Lider olmasaydı tam zamanlı bir film eleştirmeni veya yapımcı olmak isteyeceğini söyleyecek kadar sinemaya tutkundu​. Gençliğinde sık sık film stüdyolarını ziyaret ediyor ve 100’den fazla filmin yapımına bizzat katılıyordu​. Sevgili Lider, öyle bir sinema tutkunu ki 1973 yılında Sinemanın Sanatı Üzerine adlı 329 sayfalık bir kitap yazdı—hem de tek bir günde! Bu eserde metot oyunculuğu üzerine düşüncelerini paylaşıyor, özgünlüğü teşvik ediyor ve müziğin önemini vurguluyor. Kitap, Komünist sanatın nasıl olması gerektiğiyle ilgili uzun tartışmalara girerek “sinemanın devrim için güçlü bir ideolojik silah olduğu” ve “çatışmaların sınıf mücadelesinin yasalarına göre çözülmesi gerektiği” gibi görüşlere yer veriyor. Ancak aynı zamanda, izleyicinin bağ kurabileceği gerçekçi karakterler yaratmak ve “makyajın asil bir sanat olduğunu unutmamak” gibi sinemaya dair hâlâ geçerli olan bazı öğütler de içeriyor.

1970’lerde babası Kim İl-sung’un onayını kazanmak için Kan Denizi ve Çiçek Kız gibi devrimci temalı müzikalleri sahneleyip filme aldı​. Özellikle 1972 yapımı Çiçek Kız filminin başarısı, Kim Jong-il’in sinemayı modernleştirme kararlılığının bir göstergesi olmuş; bu başarı sayesinde babasının gözünde değeri artmış ve sinemaya olan ilgisi ömür boyu sürecek bir tutkuya dönüşmüştür​.

Favori Filmleri

Kim Jong-il çok geniş bir film zevkine sahipti ve ilgisi yalnızca yerli propaganda filmleriyle sınırlı değildi; Batı sinemasına da meraklıydı. Hollywood yapımı müzikaller, aksiyon-macera filmleri, Western’ler ve hatta çizgi filmler en sevdikleri arasındaydı. Eski suşi şefine (lider hakkında en güvenilir otorite olarak kabul edilir) göre, en sevdiği film Rüzgar Gibi Geçti, en sevdiği oyuncu ise Elizabeth Taylor’dı. Hatta Daffy Duck’a büyük hayranlık duyduğuna dair söylentiler bile var. Özellikle Rambo ve James Bond serilerini, şiddet içeren korku filmlerinden özellikle 13. Cuma (Friday the 13th) serisine düşkün olduğu belirtilir​.

Mel Gibson’un filmleri ve Hong Kong aksiyon yapımları da arşivinde önemli yer tutuyordu​. Kim Jong-il sevdiği filmleri defalarca izler, gecenin geç saatlerine kadar Hollywood aksiyon filmleri seyretmekten hoşlanırdı​. Hatta ABD ve diğer ülkelerde çıkan en yeni filmleri diplomatik kanallar aracılığıyla özel olarak getirttiği bilinir​. Birikimi sayesinde kendisi, Batı’nın burjuva filmlerini kamuoyunda kınamasına rağmen, çok büyük bir film arşivi oluşturmuştu. Kişisel sinema koleksiyonunun 15.000 ile 20.000 arasında filmden oluştuğu ve Oscar kazanmış tüm filmleri içerdiği söylenir​. Bu koleksiyonu yönetmek üzere yaklaşık 250 kişilik bir personel görevlendirmişti​. Hatta ABD’li bir yetkili olan Wendy Sherman‘ın aktardığına göre Kim Jong-il bir sohbet sırasında “Bütün Oscar ödüllü filmlere sahibim. Hepsini izledim” diyerek övünmüştür​. Bu durum, Batı sinemasına olan tutkusunu ve devasa film arşivini açıkça ortaya koymaktadır.

Kuzey Kore Sinema Endüstrisi Üzerindeki Etkisi

Kim Jong-il, ülkesinin sinema endüstrisini bizzat yönlendiren ve şekillendiren kişi haline geldi. Parti hiyerarşisi içinde kültür-sanat ve propaganda işlerinden sorumlu konuma yükselerek film yapım süreçlerine doğrudan müdahil oldu. Sinemayı ideolojik eğitim ve kitleleri yönlendirme aracı olarak gördüğü için, sektöre hem teorik hem pratik düzeyde rehberlik etti. Kendi yazdığı eserlerde film yapımcılarına gerçek hayatı yansıtmalarını ve “renkli karakterlerin abartılı hayatlarını” konu alan yapay hikâyelerden kaçınmalarını öğütlüyordu​

Oyuncuların “yüksek düzeyli beceriler kazanmadan önce ideolojik olarak hazırlanması” gerektiğini vurgulayarak, devrimci davaya sadakatin sanatsal yetenek kadar önemli olduğunu belirtiyordu​. Bu prensipler doğrultusunda Kuzey Kore’de çekilen filmlerin senaryo, oyunculuk ve temalarının Juche ideolojisine uygun olmasını sağladı.

Juche İdeolojisi Nedir?

Juche İdeolojisi Nedir?

Juche (주체), Kuzey Kore’nin resmi devlet ideolojisidir ve bağımsızlık, öz yeterlilik ve özyeterlilik ilkelerine dayanan bir düşünce sistemidir. İlk olarak Kim İl-sung tarafından 1950’lerde geliştirilmiş ve daha sonra Kim Jong-il tarafından ideolojik çerçevesi genişletilmiştir. Juche, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin (Kuzey Kore) sosyal, ekonomik ve siyasi yapısının temelini oluşturur ve Marksizm-Leninizm’in bir evrimi olarak sunulmuştur.

Juche’nin Temel İlkeleri

Juche ideolojisi, özellikle şu üç temel prensip üzerine inşa edilmiştir:

  1. Siyasi Bağımsızlık (자주, “Chaju”) – Kuzey Kore’nin herhangi bir dış güce bağlı olmadan, tamamen kendi siyasi sistemini ve kararlarını kendisinin belirlemesi gerektiğini savunur.
  2. Ekonomik Bağımsızlık (자립, “Charip”) – Kuzey Kore’nin kendi kaynaklarını kullanarak ekonomik olarak kendi kendine yeten bir ülke olması gerektiğini ifade eder. Dışa bağımlılığı en aza indirgemek esastır.
  3. Askeri Bağımsızlık (자위, “Chawi”) – Ülkenin güvenliğini sağlamak için güçlü bir ulusal savunma ve bağımsız bir askeri gücün olması gerektiği vurgulanır.

Juche’nin Sosyalist Sisteme Etkisi

Başlangıçta Juche, Marksizm-Leninizm’e dayalı bir ideoloji olarak şekillendi, ancak zamanla Kuzey Kore liderliğinin mutlak otoritesini meşrulaştıran bir devlet doktrini haline geldi. Kim İl-sung, Juche’yi “sosyalizmin Kore tarzı” olarak tanımlayarak, Sovyetler Birliği ve Çin’den farklı bir sosyalist yönetim tarzı geliştirdi.

Bu ideoloji, halkın devrimci bir ruhla devlet yönetimine katılması gerektiğini vurgular, ancak pratikte, liderin mutlak otoritesini destekleyen bir sistem haline gelmiştir. Özellikle Kim Jong-il döneminde, Juche ideolojisi ile birlikte Songun (önce ordu) politikası da benimsenmiş ve ülkenin kaynaklarının büyük bir kısmı askeri güçlenmeye ayrılmıştır.

Juche’nin Sinema ve Propaganda ile İlişkisi

Kim Jong-il, Juche ideolojisini sinema yoluyla halka benimsetmek için yoğun bir propaganda kampanyası yürüttü. Sinema, Juche’yi yaymanın en etkili araçlarından biri olarak görüldü ve bu doğrultuda birçok film üretildi. Bu filmler, Kore halkının kendi bağımsız yolunu seçmesini yücelten, emperyalizme karşı direnişi konu alan yapımlardı. Çiçek Kız (The Flower Girl), Kan Denizi (Sea of Blood) ve Pulgasari gibi filmler Juche’nin sanattaki yansımalarına iyi birer örnektir.

Sonuç

Juche ideolojisi, Kuzey Kore’nin tüm sosyal, politik ve ekonomik sistemlerinin temel dayanağıdır. Resmi olarak, halkın bağımsız iradesini ve Kore’nin özgürlüğünü savunan bir sistem olarak lanse edilse de, pratikte lider kültünü destekleyen, sıkı bir otoriter rejime dönüşen bir ideoloji haline gelmiştir. Kuzey Kore’de bugün de eğitimden medyaya, sanayiden sanata kadar her alanda Juche ideolojisinin izleri görülmeye devam etmektedir.

Kim Jong-il, film stüdyolarındaki çalışmaları yakından takip eder ve kaliteyi artırmak için kişisel otoritesini kullanırdı. 1980‘lere gelindiğinde Kuzey Kore filmlerinin tekdüze ve yaratıcı olmaktan uzak hale geldiğini düşünerek kendi kadrolarını sertçe eleştirmeye başladı. Bir noktada “bütün filmlerimizin aynı ifadelerle, tekrarla ve ağlayıp sızlamayla dolu olduğunu” söyleyip, yenilikçi fikirlerin eksikliğinden yakındı​.

Hatta zaman zaman gece yarısı film setlerini bastığı, oyuncuları “devrimci heyecanlarının yetersiz” olduğu gerekçesiyle azarlayıp prova yaptırdığı biliniyordu​. Bu sabaha karşı seanslarının her birini “devrimci ruhun zaferi” kutlamalarıyla sonlandırarak ekibini motive etmeye çalışırdı​

Tüm bu çabalar, Kim Jong-il’in sinema endüstrisini hem ideolojik yönden doğru yöne çekme hem de teknik ve sanatsal kalitesini yükseltme isteğini ortaya koymaktadır.

Kaçırılan Yönetmenler ve Oyuncular

Kim Jong-il’in sinemaya duyduğu tutku, 1978 yılında Güney Koreli ünlü film yapımcılarını kaçıracak kadar ileri gitti. Güney Kore sinemasının önde gelen yönetmenlerinden Shin Sang-ok ile eski eşi, aktris Choi Eun-hee, Kim Jong-il’in talimatıyla 1978’de Hong Kong’da kaçırılarak Kuzey Kore’ye götürüldü​

Choi Eun-hee ilk olarak ajanlar tarafından Hong Kong’da tuzağa düşürülüp alıkonuldu; onun kaybolmasının ardından gerçeği araştırmaya çalışan Shin Sang-ok da birkaç hafta sonra benzer şekilde zorla bir araca bindirilip başına çuval geçirilerek kaçırıldı​

Kim Jong-il, Choi Eun-hee’nin gizlice kaydettiği bir konuşmada bu olayı bizzat doğrulayarak, “Sadece ‘Bu iki kişiye ihtiyacım var, onları buraya getirin’ dedim, emirlerim de yerine getirildi” diyerek talimatı kendisinin verdiğini itiraf etmiştir​

Shin ve Choi’nin kaçırılmasının ardındaki amaç, Kuzey Kore’nin zayıf kalan sinema endüstrisini canlandırmak ve propaganda filmlerinin kalitesini yükseltmekti.

Çift, Kuzey Kore’ye getirildikten sonra ilk etapta zor şartlarda tutuldu. “Yeniden eğitilmeleri” için çalışma kamplarına gönderildiler; özellikle Shin Sang-ok, birden fazla kaçma girişiminde bulunduğu için yaklaşık beş yılını erkek mahkûmların bulunduğu bir çalışma kampında geçirdi ve bu süre zarfında sadece mısır unu ve ot ile beslenmek zorunda kaldı​.

Yıllar sonra Kim Jong-il, Shin’i hapisten çıkartıp eşi Choi ile yeniden buluşturdu ve onlara özel bir davet vererek aslında işbirliği yapmak istediğini gösterdi. Çifti kendi iç çevresine dahil eden Kim Jong-il, onlara lüks bir yaşam sağladı: Kullanımları için Mercedes marka arabalar tahsis edildi ve film prodüksiyonları için yaklaşık 3 milyon dolar fon verildi​. Kim, bu filmlerle hem Kuzey Kore’yi korkutucu bir güç olarak göstermek hem de dünya genelinde ülkenin imajını düzeltmek istiyordu.

Shin Sang-ok ve Choi Eun-hee, Kuzey Kore’de bulundukları süre boyunca Kim Jong-il’in gözetiminde yedi kadar film çektiler. Bu filmler arasında, Kuzey Kore sinemasında ilk kez bir öpücük sahnesi barındıran bir yapım ile bugün uluslararası kült klasik statüsüne ulaşmış olan Pulgasari adlı canavar filmi de vardı​.

Kim Jong-il, bu filmler sayesinde hem kendi propaganda hedeflerini gerçekleştirmeyi hem de dünya çapında ses getirebilecek kaliteli yapımlar ortaya koymayı amaçlamıştı.

Sekiz yıllık esaretin ardından Shin ve Choi çifti, 1986 yılında Viyana‘da düzenlenen bir film festivali vesilesiyle yurt dışına çıkma şansı buldu. Bu fırsatı değerlendiren çift, Kuzey Koreli gözetmenlerini atlatıp bir taksiyle ABD Büyükelçiliği’ne sığındı ve özgürlüklerine kavuştu​. Shin, Avusturya’ya kaçtıktan sonra, “Kuzey Kore’de iyi bir hayat sürmek ve filmlerden keyif almak, özgür olmayan insanlarla dolu bir ülkede yaşarken mutluluk değil, azaptı” şeklinde konuştu.

Yanlarında, Kim Jong-il ile aralarında geçen konuşmaların gizlice kaydedilmiş ses kasetlerini de getirmişlerdi. Bu kasetler, Kim Jong-il’in kendilerini kaçırma planını nasıl yönettiğine dair doğrudan kanıt sunuyordu. Özgürlüklerine kavuştuktan sonra Shin Sang-ok ve Choi Eun-hee, yaşadıklarını dünyaya anlatarak Kuzey Kore’de zorla tutuldukları dönemde edindikleri deneyimleri bir kitap haline getirdiler​.

Bu olay, Kim Jong-il’in sinema tutkusunun ve propaganda hırsının ne denli uç boyutlara varabildiğini gösteren çarpıcı bir örnek olarak tarihe geçti.

Sinemanın Propaganda Aracı Olarak Kullanımı

26 Aralık 2010‘da, Kuzey Kore devlet televizyonu Bend It Like Beckham filmini gösterdi. Londra’daki bir kadın futbol takımında yaşanan kültürel çatışmaları konu alan ve Keira Knightley‘nin rol aldığı bu film, dünyanın en kapalı ülkelerinden biri olan Kuzey Kore’de gösterilen ilk Batı filmi olma gibi tartışmalı bir ayrıcalığa sahipti.

Kim Jong-il, sinemayı ideolojik propaganda için en etkili araçlardan biri olarak görüyordu. Kendi ifadeleriyle, “Sinema, sanatın ve edebiyatın genel gelişiminde önemli bir yer tutar. Böylece devrim ve inşa için güçlü bir ideolojik silahtır.”

Bu bakış açısı doğrultusunda, Kuzey Kore’de sinema ile devlet propagandası ayrılmaz bir bütün haline gelmişti. Nitekim Kim Jong-il döneminde çekilen filmlerin büyük çoğunluğu Juche ideolojisini ve rejimin mesajlarını yüceltmek amacı taşıyordu.

Kim Jong-il, filmi kitleleri yönlendirecek bir propaganda aracı olarak kullanırken farklı tür ve konularda yapımlara imza attı, ancak hepsinde ortak payda rejimin propagandasıydı. Örneğin, 1972 yapımı Çiçek Kız (The Flower Girl) bu tür propagandist filmlerin en bilinenlerindendir. Kim Jong-il’in yapımcılığını üstlendiği bu film, Japon sömürge döneminde zulüm gören bir Koreli köylü ailesinin dramını anlatır ve finalde Kim İl-sung’un devrimci gerilla güçlerinin sahneye çıkıp toplumu kurtarmasıyla son bulur​.

Çiçek Kız, Kuzey Kore’de “ölümsüz bir klasik” ilan edilmiş, başrol oyuncusu Hong Yong-hee ulusal bir kahraman olarak görülmüş ve yüzü ülkenin para birimine dahi basılmıştır​.

Benzer şekilde, Kan Denizi filmi (1960’ların sonu), Japonlara karşı direnişi konu alan bir savaş destanıdır ve zaferleri abartılı biçimde Kim İl-sung’un liderliğine mal ederek bir kahramanlık efsanesi yaratır. Bu film yıllar boyunca ülke içinde gururla gösterilmiş, kitlelere milli mücadelenin propagandasını yapmıştır​. Kan Denizi’nin çıkış şarkısı Kalbim Sadık Kalacak hakkında Kim, “Bu bir müzikal başyapıttır… Film şarkıları insanların yüreğine dokunacak kadar güzel olmalı, böylece halk tarafından söylenerek filmi kitlelerle bütünleştirebilir” yorumunda bulundu.

Kim Jong-il, propaganda mesajlarını iletmek için alışılmadık film türlerine de yöneldi. Örneğin 1985 yapımı Pulgasari, yüzeyde bir fantastik canavar filmi gibi görünse de aslında altında kapitalizmin açgözlülüğünü eleştiren güçlü bir mecaz barındırıyordu​.

Filmde dev bir canavar, köylülere zulmeden feodal bir zalimi deviriyor, ancak doyumsuz kaynak talebiyle sonunda halka yeni bir baskı unsuru haline geliyor – bu da kontrolsüz kapitalist gücün halkı nasıl köleleştirebileceğine dair bir alegori olarak okunuyor. Görüldüğü üzere Kim Jong-il, sinema sanatını kullanarak devrimci ideolojiyi kitlelere aktarmaya çalışmış ve farklı türlerdeki filmleri dahi propaganda amaçlarına hizmet edecek şekilde yönlendirmiştir. Sinema, onun yönetimi altında halkın bilincini şekillendirmek, lider kültünü pekiştirmek ve Kuzey Kore rejiminin mesajlarını hem yurtiçinde hem yurtdışında yaymak için etkin bir propaganda aracı olarak kullanılmıştır.

Kuzey Kore’de Animasyon Endüstrisi

Şaşırtıcı bir şekilde, Kuzey Kore aynı zamanda bir animasyon merkezi konumunda. Son yıllarda Batı’nın talepleri doğrultusunda animasyon hizmetleri sunuyorlar. Pyongyang’daki SEK Stüdyosu, Aslan Kral ve Pocahontas gibi Disney TV dizilerinin yapımında alt yüklenici olarak çalıştı. Stüdyonun diğer büyük müşterileri arasında İtalyan ve Fransız film şirketleri de bulunuyor. Bu endüstri, ülkeye döviz kazandırıyor ve Batı’dan yeni teknolojilerin getirilmesine olanak sağlıyor. Ancak Kim’in en büyük arzusu—uluslararası eleştirel takdir—halen gerçekleşmiş değil.

SEK Stüdyosu.

SEK Stüdyosu (Bilimsel Eğitim Kore), resmi adıyla Kore 4.26 Animasyon Film Stüdyosu, Pyongyang, Kuzey Kore merkezli devlet destekli bir animasyon stüdyosudur. 1957 yılında 4.26 Çocuk Filmleri Stüdyosu olarak kurulmuş ve o tarihten bu yana hem yerel hem de uluslararası projelerde önemli bir rol oynamıştır.

1980’lerden itibaren SEK Stüdyosu, Avrupa televizyonları için animasyon hizmetleri sunmaya başlamış ve toplamda 250’den fazla yabancı animasyon projesinde yer almıştır. Özellikle Rusya, İtalya, Fransa, İspanya ve Çin gibi ülkelerle işbirlikleri gerçekleştirmiştir. İtalyan Mondo TV ile “Pocahontas: Princess of the American Indians” ve “Simba the King Lion” gibi projelerde çalışmıştır.

Stüdyo, Fransız bilim kurgu filmi “Gandahar” (The Light Years) ve Kore yapımı “Empress Chung” gibi uzun metrajlı animasyon filmlerinin yapımında da katkıda bulunmuştur. Ayrıca, “The Simpsons Movie” ve “Futurama: Bender’s Big Score” gibi Amerikan projelerinde de dolaylı olarak yer almıştır.

Son yıllarda, uluslararası işbirliklerinde azalma yaşanmış ve stüdyo ağırlıklı olarak Çinli şirketlerle ortak projelere yönelmiştir. 2014 yılında Pekin’de bir ofis açarak Çinli animasyon şirketleriyle büyük ölçekli projeler üzerinde çalışmaya başlamıştır.

2021 yılında, ABD Hazine Bakanlığı, SEK Stüdyosu’nu ve ilgili kişi ve şirketleri, Kuzey Koreli işçileri sömürerek döviz kazancı elde etmek ve yaptırımlardan kaçınmakla suçlayarak yaptırım listesine almıştır. SEK Stüdyosu, kuruluşundan bu yana hem yerel hem de uluslararası alanda geniş bir yelpazede animasyon projelerine imza atmış, Kuzey Kore’nin animasyon sektöründe önemli bir aktör olmuştur.

Sonuç

Kim Jong-il’in sinemaya olan tutkusu, yalnızca bir hobiden ibaret değildi; aynı zamanda Kuzey Kore’nin propaganda mekanizmasının temel taşlarından biri haline geldi. Hollywood filmlerine olan ilgisi, binlerce yapımdan oluşan devasa film koleksiyonu ve sinema sanatına dair teorik yazıları, onun sinemaya ne denli önem verdiğini gösteriyor. Ancak bu tutku, yalnızca bir sinema sevgisiyle sınırlı kalmadı. Kim Jong-il, sinemayı ideolojik bir araç olarak gördü ve halkı yönlendirmek için güçlü bir propaganda unsuru olarak kullandı.

Kuzey Kore sinema endüstrisi, onun yönetimi altında tamamen devlet kontrolüne geçti ve Juche ideolojisinin yaygınlaştırılması için bir propaganda makinesine dönüştü. Devrim temalı filmler, kahramanlık hikâyeleri ve emperyalist düşmanlara karşı zaferi anlatan yapımlar, halkın bilincini şekillendirmek için kullanıldı. Bunun en uç noktalarından biri, Shin Sang-ok ve Choi Eun-hee’nin kaçırılması oldu. Kim Jong-il, ülkesinde kaliteli sinema yapımını teşvik etmek için Güney Koreli bir yönetmeni ve oyuncuyu zorla getirterek Kuzey Kore’de film çekmeye zorladı.

Sonuç olarak, Kim Jong-il’in sinemaya olan ilgisi, sanatsal bir meraktan çok, ideolojik bir mühendislik çabasının bir parçasıydı. Onun sinema politikaları, günümüzde dahi Kuzey Kore film endüstrisi üzerinde etkisini sürdürüyor. Sinema, onun yönetimi altında sadece eğlencenin değil, halkı yönlendirme ve rejimin gücünü pekiştirme aracı haline geldi. Bugün bile, Kuzey Kore’de üretilen filmler Kim Jong-il’in bıraktığı ideolojik miras doğrultusunda şekillenmeye devam ediyor.

Kaynaklar:

  1. Fischer, Paul. A Kim Jong-Il Production: The Extraordinary True Story of a Kidnapped Filmmaker, His Star Actress, and a Young Dictator’s Rise to Power. Flatiron Books, 2015.
  2. Harden, Blaine. Escape from Camp 14: One Man’s Remarkable Odyssey from North Korea to Freedom in the West. Penguin, 2012.
  3. Martin, Bradley K. Under the Loving Care of the Fatherly Leader: North Korea and the Kim Dynasty. Thomas Dunne Books, 2004.
  4. Lint, James. “North Korea’s Obsession With Hollywood Movies.” The Diplomat, 2017.
  5. Hassig, Ralph C. & Oh, Kongdan. The Hidden People of North Korea: Everyday Life in the Hermit Kingdom. Rowman & Littlefield, 2009.
  6. Armstrong, Charles K. The North Korean Revolution, 1945-1950. Cornell University Press, 2003.
  7. Kim, Il-sung. On Juche in Our Revolution. Foreign Languages Publishing House, 1980.
  8. Myers, Brian R. The Cleanest Race: How North Koreans See Themselves and Why It Matters. Melville House, 2010.
  9. https://isismagazine.org.uk/2015/03/kim-jong-ils-cinema-club/